GEÇMİŞ EKONOMİK SARSINTILARDAN NEDEN DERS AL(A)MIYORUZ Kİ?

Sabah sabah iki güvercin gelmiş balkona birbirlerine kur yapıyorlar.. Onlar da üremek, emek sarf edip karın doyurmak ve geleceğe güvenle bakmak istiyorlar. Ha bu “kur” bildiğimiz döviz kuru değil, aksine her soyun devamlılığını sağlayan birey yetiştirme kuru tarzından bir şey.

**

Malumunuz demek isterdim, ama hala kabullenemediğimiz bir ekonomik bir sarsıntı geçiriyoruz. Her zamanki gibi süreci siyasi alanda konuşup orada çözmeye çalışıyoruz. Halbuki gerçek olan ekonomi…. ve olumlu da olsa, yıkıcı da olsa yine çözüm oradan geçiyor, siyasetin karar verici mekanizmasıyla tabi.

Günümüzün en önemli konusu dövizdeki sıçrama ve bunun uzun dönemli ekonomik etkileri. Peki, ne oldu da döviz aniden arttı ve tüm ekonomik dengeler sarsılmaya başladı? Açıklayalım.

Bir ekonomi kendi tasarrufları ile ekonomik kalkınma ve büyümesini sağladığı ölçüde sağlıklı bir yapıya, vücuda sahip olabilir. O zaman soralım: bizim gibi gelişmekte olan ekonomilerde bu yol neden izlenmez? Nedeni basit; tasarruflarımız seviye koyduğumuz ekonomik büyümeyi sağlayacak kadar yatırımları desteklemiyor. O zaman dışarıdan, başkasının tasarruflarını kiralamamız! zorunlu hale gelmektedir. Bunun adı dış borçtur. Peki, dış borç ile yapılan yatırımlar ve projelerdeki getiriler geri ödediğimiz faiz ve anaparayı karşılıyor hatta geçiyorsa bir sorun var mı? Yanıt açık; yok! Sorun olmasa da hem ekonomik büyümenin sağlanması hem de dış borç ödemesi hassas dengelerin korunmasına bağlı. Nedir bu dengeler?

İsterseniz önce dengelerin nerede, ne zaman ve nasıl bozulabileceğini konuşalım. 

Sarsıntılar kaynağını reel sektörden, enflasyon, üretim ve işgücü piyasası dengesizliklerinde; finansal sektörde ise döviz ve borsa, dış borç geri ödemelerinde yaşanan zorluklar ve banka düzeninin bozulmasında alır. Tüm bunlar ise bütçe açığı, yüksek enflasyon, dövizde çok yüksek seviyeler, Merkez Bankası rezervlerinde erime ve faiz oranlarında yükselme yani birer dengesizlik unsuru karşımız çıkar.

**

Yukarıda sorduğumuz sorunun yanıtı artık açık. Ekonomide ister piyasa temelli ister bankacılık sektöründe doğmuş olsun, küçük bir oynaklık tüm dengeleri olumlu veya olumsuz etkiler. Örneğin genişleme dönemlerinde ekonomiye aşırı şekilde kredi pompalanması (Bonanza Etkisi) ve büyümenin bu temelde devam etmesi makro dengelerin (cari denge, bütçe dengesi, enflasyon ve döviz dengesi, yapısal ve kurumsal denge, vb) sağlığına bağlıdır. Yani

  • bütçenizde ve cari dengede açık yoksa,
  • enflasyon düşük seviyelerde ise,
  • döviz kararlı bir seyir izliyorsa,
  • petrol fiyatlarında olumsuzluklar yaşanmıyorsa
  • bankalar sağlam bir işleyişe sahipse, ve
  • faiz oranları en uygun seviyede ise

dış borç kanallı kredi genişlemesi daha az sorun yaratacaktır. Fakat ikiz açık (cari açık ve bütçe açığı) olan ve özel sektör dış borcu katlanarak giden ekonomilerde orta şiddetli bir tersine sermaye akımı bile ekonomimizde büyük yaralar bırakacaktır.

Çok mu zor bunları anlamak, hissetmek ve ayağını yorgana göre uzatmak?

Aksine çok kolay!.... hele hele daha önce aynı tecrübeleri yaşamış, genimizi değiştiren aynı tür sarsıntılardan geçmiş bir ekonomide bunların yaşanabileceğini bilmek/görmek daha kolaydır.

**

1990’larda konu üzerinde oldukça kafa yoran, tez ve raporlarıma da ilham kaynağı olan Nobel ödüllü Paul Krugman, bu tür sarsıntının nedeni olarak ekonomilerde sürdürülemez politikalar ve yapısal dengesizlikleri görüyor (1997).

Çözüm mü ne?

Öncelik verimliliği yükseltecek politikalara ağırlık vermek, bunu yaparken de kadınların işgücüne katılımını artırmak ve rekabetçi ama ölçek ekonomilerine dayalı bir program izlemek. Basit gibi görünse de, faizinin bile en büyük etkileyeninin verimlilik olduğunu biliyor muyuz?

Güzel bir hafta olsun herkes için!

 

Prof. Dr. Veysel ULUSOY

 

PAYLAŞ